Bu yazımda toplumun büyük çoğunluğunun önemsemediği, yaygın işlenen bir adaletsizliği yazacağım. Umarım ki, düşünmeye, kendimizi sorgulamaya vesile olsun.
Aklı başında hiç kimse bir eylemi adaletsiz olduğunu kabul ederek yapmaz. Adaletsiz davrandığını da kabul etmez. Birtakım gerekçeler sayarak, tevil ederek sözünün ya da fiilinin adil, haklı olduğunu savunur.
Halbuki yaşantımızda derin düşünceye gerek duyulmayacak açıklıkta birçok haksız, hukuksuz söz söyler, fiil işleriz. İşlerken de bir başkalarının hakkına girdiğimizi bile düşünmez, hiçbir rahatsızlık hissetmez, hatta kendimizin, yakınlarımızın bir müşkülünü çözmüş olmanın hazzını yaşar, teşekkür bekleriz.
Toplumuzda sık rastlanan bu duruma onlarca örnek verilebilir ama bu yazımda sadece nepotizm (kayırmacılık / akraba kayırma) hakkında yazacağım.
Yakınlarımızı kamuda istihdam etmede bazı etkili kişilere müracaat ederek tavassutta, himmette bulunmasını talep ederiz. Bunu yaparken başkalarının aleyhine kendi lehimize olan bu talebi problem etmeyiz, yeter ki, kayrılan kişi ya da kişiler muratlarına ersinler! Hatta öyle ki, bir de dini gerekçe göstererek hayır işlediğimize dair kendimize paye çıkaracak kadar da çirkinleşiriz.
Halbuki ortalama bir akılla bile düşündüğümüzde bir kişiyi başkalarının aleyhine kayırmakla çok sayıda haksız fiile sebep olduğumuzu idrak edebiliriz.
Birincisi, hak etmediği halde işe yerleştirmesine vesile olduğumuz kişi ehil olmadığı için o görevin altında kalacak, istenilen verimi sağlamayacak, kamu zarar ve ziyanına sebep olacak, günaha ve kul haklarına girecektir. İkincisi, daha ehil olanlar göreve getirilmediklerinden hem onlara haksızlık edilmiş olur, hem de kamunun işleri verimli yürütülemez. İkisinin birleşiminden kamu zarar ve ziyanına yol açılmış olur. Sonuçta kayırmacılığın nelere mal olduğunu görmüş oluruz. Zahirde gördüğümüz neticelerin dışında bir de meselenin uhrevi boyutu, ahirete bakan yüzü var.
Hz. Peygambere (sav) bir sahabe sordu, “kıyamet ne zaman kopacak?”
“Emanet zayi edildiği zaman kıyameti bekle!” diye cevap buyurdular.
Sahabe, “Emanet nasıl zayi olacak?” diye sordu.
Resul-i Ekrem: “Emanet ehil olmayan kimseye verildiği zaman kıyameti bekle!” buyurdular.
Bir göreve daha ehil olan birisi varken mutlak veya göreceli olarak ehil olmayan bir başka kişiye aracılık eden veya görev veren kimse, hem ehil olan kulun hakkına girmiş, hem de hizmet alan topluluğa kötülük etmiş, zulmetmiş olur.
Buradaki kıyametin kopuşu bir metafordur. Yani, nerede ehliyet gözetilmiyorsa oranın kıyameti kopuyor demektir. İşlerin düzenli gitmemesi, kamu hizmetlerinin verimli yürütülememesi, bundan mütevellit kamunun, vatandaşın zarar görmesi, fakirleşmesi, yolsuzluğun artması, nimetlerin azalması orada kıyametin kopması anlamına gelir.
Bugün kamunun imkanlarını kendi ve yakınlarının lehine kullananlar kimlerin hakkına girerek bunu yaptıklarını düşünme zahmetinde bulunuyorlar mı acaba? Bulunuyorlarsa yaptıkları haksızlığı farkedip nedamet getirirler mi?
Bazen tarifsiz bir hüzün yaşıyorum. En azından şimdilerde Müslümanlık iddiasında bulunanların iktidarında toplumun diğer kesimlerine kıyasla daha çok istihdam imkanına kavuşan muhafazakar mahalle sakinleri diğerlerinin hallerine empati ile bakabiliyorlar mı? Yoksa “eskiden onlar bu imkanlardan yararlanmışlardı, şimdi biraz da biz yararlanalım” deyip hakka hukuka gözlerini, kulaklarını kapatıyorlar mı? Sırf iktidara yakınlığı olmaması nedeniyle istihdam imkanı bulamayan binlerce gencin ülkeyi terk etmek mecburiyetinde kaldığını ve bunun da büyük ekonomik ve sosyal kayıplara sebep verdiğini akledebiliyorlar mı? Yoksa kendilerinden öncekilerin mantığıyla “bal tutan parmağını yalar” deyip, kulaklarının üstüne mi yatıyorlar ?
Bürokratik hayatımda, siyasette, bürokraside bulunan hatırlı kişilerin, çevrelerindeki eş, dost ve hemşehrilerinin kamuda istihdamına tavassut edip, nasıl saygınlığa, şöhrete eriştiklerine, haksız, hukuksuz tasarrufa iltifat etmeyenlerin, haksızlığa rıza göstermeyenlerin, aracılık yapmayanların ise, zayıf, güçsüz, iş bilmez, yakınlarını, akrabalarını gözetmeyenler olarak görüldüğüne tanıklık ettim. Birinciler el üstünde tutulup bürokraside, siyasette zirvelere tırmanırken ikincilerin esameleri bile okunmaz.
Nepotizmin, bizim gibi ülkelerin geri kalmasının sebebi ve mevzu ettiğim hadiste ifade edildiği gibi o ülkelerin kıyameti olduğunu görmek için mevzunun uzmanı olmaya gerek yok. Vasat bir bilgiye, dürüstlüğe, ahlaka sahip herkes bu hastalığı rahatlıkla teşhis edebilir.
Toplumun zararlarını önemsemediği ve pek çok kişinin tevessül ettiği nepotizm, bünyeyi çürüten önemli bir hastalıktır, sakınılması icap eder.
Peygamberimiz, bir ilin valiliğini talep eden amcasını, “istediğin öyle bir görev ki, isteyene verilmez” diyerek reddetmiştir.
Eğer bu toplumun kıyametinin kopmasını istemiyorsak yapacağımız en önleyici tedbir, toplum olarak kamuya personel alımında nepotizme iltifat etmemek, hakka, adalete, liyakate tam olarak uyulmasını sağlamak ve aleyhimize bile olsa bunu savunmak ve talep etmektir. Nasibin, rızkın Allah’a ait olduğuna iman etmektir.
Çocuklarımız, yakınlarımız, dostlarımız için yakıtı insan ve taşlar olan cehenneme giden yolun taşlarını döşemeyelim.

