Önceki yazımda toplumumuzun yaşadığı çözülme, erozyon ile ilgili bir durum tespiti yapmış, acil alınacak önlemlerin neler olabileceğini de bu yazıya bırakmıştım.
Evvela “bunlar zaten bilinen çözüm yöntemleridir, yeni olarak ne önereceksiniz?” diye soracak olursanız size hak veririm. Yeryüzünde bilgi tamamlanmıştır, bilgi problemi yoktur. Yaygın ifadeyle, Amerika’yı yeniden keşfedecek değiliz. Bilinenlerin hikmetle yoğrulmasına, insanın hayrına ve faydasına dönüşmesine gayret ediyor, önceden üretilmiş olan bilgiyi bilimsel / ilmi bir prosese tabi tutarak olgular arasında bağ kurup anlamlı bir reçeteye dönüştürmeye çalışıyoruz.
Eğer “Siz bunları kime öneriyorsunuz? Sizi kim dikkate alacak?” derseniz, ben de kuvvetle tahmin ediyorum ki, güç ve yetki sahipleri bu teklifleri okuyacak olurlarsa dudak büküp gülecekler, istihza edecekler. Olsun, biz sorumluluğumuzu yerine getirelim. Burada olmasa da öte tarafta “var mı bir mazeretiniz?” diye sorulduğunda, elimizde tevsik edeceğimiz bir mazeretimiz olsun. Onlar dikkate almasalar da, “halk dinlemiyor ancak Hâlik duyuyor, kaydediyor” tesellimiz olsun. Bu dünyada yaşadıklarımız burada kalmıyor, öte tarafın defterine bir bir işleniyor.
Birinci yazıma gelen bazı yorumlarda mevzu edilen mülahazalarla ilgili birkaç açıklama yapayım:
Sanki mevcut siyaseti yeterli okuyup anlayamadığımı düşünen arkadaşlara söylemek isterim ki, Ak Parti iktidarları tabir caizse benim uzmanlık alanım oldu. Süreci sadece Ak Parti’yle de başlatıyor değilim, Milli Nizam’dan, Milli Selamete, oradan Refah’a, Fazilet’e, İstanbul Büyük Şehir Belediyesi pratiğinden Ak Parti’ye uzanan bir skalaya hep mercek tuttum.
Yapılan olumsuz yorumlarda sanki bugün gelinen noktadaki gerçekliği ıskaladığım gibi bir intiba edindim. Burada tevazuya yer yok, yaklaşık yirmi yıldır Ak Parti öncesini, bugünü ve yarın muhtemel olanları yazıyorum. Dediğim gibi burası uzmanlık alanım. Mevcut yönetime bazı dilek ve temennilerde bulunmamın saflık veya gerçeğin farkında olmamak gibi değerlendirilmemelidir. Hatta bu yazıda bir adım daha ileri giderek mevcut yönetime daha somut tekliflerde bulunuyorum. Her iki yazımda da altını çizdiğim husus, okunsun okunmasın, dinlensin dinlemesin, sadece geleceğe ve öte tarafa mazeretler, şahitlikler bırakmak ve yöneticilerin izan ve insafa gelme ihtimaline bir kapı aralamaktır. Umarım tekliflerim politik aktörlerin değilse de onları 22 yıldır hüsnü zan üzere destekleyen, yanlışlarını görmek istemeyenlerin yüreklerinde mâkes bulur.
Bu aşamadan sonra iktidar sahipleri tarafından mevcut durumun bilimsel verilere, hukuka, ahlaka uygun bir şekilde tashih ve ıslah edileceğine dair fazla bir umuda sahip değilsem de bugüne kadar hüsnü zanlarının bir sonucu olarak Ak Partiyi destekleyen arkadaşların zihinlerine şu sözleri şahidim olarak bırakıyorum:
-Öncelikle bu siyasi kadroyla uzun ve geniş ölçekli bir değişim hareketinin başarılması imkansız denilebilecek derecede zor olacağını ifade etmek isterim. İsteseler de, çok gönüllü olsalar da hasıl olan güvensizlik iklimi nedeniyle güzelliklerin neşvünema bulması imkansız gibi. Onun için iktidar sahiplerine açık teklif ve talepte bulunuyorum: Elinizdeki iktidar nimetini daha iyilerine, daha hayırlılarına devredin. İnanın bu ülkede beyinleri ışık saçan namuslu, erdemli insanlar var, toplumu derleyip toplayıp büyük inkılabın menziline taşıyacak yeterli beyin gücümüz mevcuttur. Endişe etmeyin, emanet yerde kalmaz. Mahkeme kadıya mülk olmadığına göre seve seve bu yükü üzerinizden alıp gemiyi sahili selamete emniyetle çıkaracak ehil kadrolara gönüllü olarak devredin. Gönüllü diyorum, çünkü bu devir teslimin sonucunda galipler ve mağluplar olmasın, suhuletle, barış içerisinde, bir bayram havasında bu değişimi yapacak bir inisiyatif alın. Umulur ki bu, hatalarınızın, yanlışlarınızın bir kefareti olur. Bugün toplum olarak buna çok ihtiyacımız var. Başınızı iki elinizin arasına alıp, dününüzü, bugününüzü ve yarınınızı düşünün. Bunu yapmakla kârda mı yoksa ziyanda mı olursunuz? Adaletin Fatihi Hz. Ömer, oğlu Abdullah kendi yerine teklif edildiğinde “bir evden bir kurban yeter” diyerek geri çevirmişti. Onun torunu Ömer Bin Abdülaziz ise sizin şu an gönüllü olarak yüklendiğiniz ve vazgeçemediğiniz iktidar yükünü, emanetini üzerinden atmak için Allah’tan ölümünü temenni etmişti.
Eğer buna razı olmayacaksanız size bu toplumu yeniden ayağa kaldıracak, rahmetin ve bereketin reçetesi olacak tedavi yöntemlerini sıralıyorum:
-İnsan haklarıyla birlikte yeryüzündeki tüm canlı ve cansızların hukuklarını koruyacak bir hukuk inkılabıyla işe başlayın. Hz. Yusuf’un ve daha sonra Hz. Peygamberin Mekke Fethinde yaptığı gibi bugüne kadar her ne sebeple olursa olsun siyasi mülahazalarla hürriyetleri kısıtlanmış veya yargıda davaları görülmeye devam eden tüm siyasi mahkumlar için genel bir af çıkarın. Bu ülkenin mahpushanelerinde bir tane bile siyasi mahkum kalmasın. Bunun Efkar-ı Umumiyede doğuracağı hayırları tahmin edemezsiniz. Bu sonuçtan hasıl olacak toplumsal barış rahmetin ve bereketin aşısı olacaktır.
-İnsanların doğuştan kazandıkları haklarının korunması, engellenmemesi, yasaklanmaması, pazarlık konusu yapılmamasını sağlayacak tedbirleri alın.
-İnanç ve ifade özgürlüğünün siyasi ve indi mülahazalarla sınırlandırılmayacağı, herkesin kendi inancını yaşama, yaşatma, yayma hürriyetinin korunacağı ortamı sağlayın.
-Müzakere imkanlarının genişletilmesi, yaygınlaştırılması, düşünce sahiplerinin düşünce ve fikirlerini hiçbir kısıtlamaya tabi tutmadan özgürce ifade edebilmelerini garanti altına alın.
-Kabinenizi toplayın, onlarla yeminleşin, “Kamu malları üzerinden yürütülen tüm tasarruflarda, mevzuata, yasalara tam bir sadakatle bağlı kalacaklarına, hukukun kural ve prensiplerini tavizsiz uygulayacaklarına, kimseye ayrıcalık göstermeyeceklerine, adil bir bölüşüm için mer’i yasaların baştan aşağı yeniden tashih ve ıslah edileceğine, bir toplu iğne kadar bile olsa kamu mallarından özel istifadeye müsamaha gösterilmeyeceğine, yasalara ve genel ahlaka mugayir tutum ve davranışları tespit edilenlerin umuma ilanen görevden azledileceği üzerine yemin etsinler ve ombudsman kurumu tarafından bu sürecin tam bir sorumluluk anlayışıyla denetlenmesini sağlasınlar.
-Yönetiminize bağlı yaşları kemale ermiş, bir ikbal beklentisi kalmamış kanaat sahibi akil kişilerden oluşacak ciddi bir istişare kurulunu oluşturun, yapılması düşünülen reform ve düzenlemelerin önce bu kurulda müzakere ve istişare edilmesi, daha sonra ilgili düzenleyici kurum ve kurullara sevk edilmesini temin eden bir düzenleme yapın.
-Hiçbir etnik, ideolojik, mezhepsel asabiyeye yenik düşmeden adil ve bilimsel yöntemlerle ehliyet, liyakat ölçüleri, kriterleri belirleyin ve buna göre kamu istihdamını yeniden organize edin
-Ülkede tüm insanların üretime katılmalarının vasatını oluşturun, üretenin ödüllendirildiği, üretimin teşvik gördüğü, olumsuz şartlardan etkilenen üreticilerin zarar ve ziyanlarının karşılandığı, piyasa fiyatlarının üretici tarafından belirlendiği adil, sürdürülebilir bir üretim döngüsünün tesis edin.
-Kamunun tüm kurum ve kuruluşlarının bağımsız denetleyici kurullar eliyle denetlenmesini ve sonuçlarının değerlendirilip gereğinin ifa edilmesini sağlayın.
-Tüm eğitim ve öğretim kurumlarında adalet ve mantık derslerinin mecburi hale getirilmesini, sorgulayan bir neslin yetiştirilmesini, akademik özgürlüğün sağlanıp, bilimin üretildiği kurumlar haline getirilmesini temin edin.
– Öncelikle komşularımızla ve daha sonra ihtilaflarımızın, çekişmelerimizin olduğu ülkelerle üstün diplomatik inceliklerle sorunların, ihtilafların giderilmesi, insani ve hukuki prensipler üzerinden barışçıl ilişkilerin geliştirilmesi, bölgemizin bir barış adası haline getirilip dünyada iradesini icraya kadir bir adalet devletinin inşa sürecinin başlatılması için gerekli girişimlerde bulunun.
-Toplumun beden ve ruh sağlığının korunması için başta koruyucu hekimlik olmak üzere mevcut sağlık kurum ve kuruluşlarının bilimsel ölçütlerle yeniden düzenlenmesi, organize edilmesi, dünya standartlarının üstüne çıkacak medikal teknolojik üstünlüğünün yakalanması için gayret gösterin.
-Siyasi veya sair sebeplerle yurt dışına gitmek zorunda kalan genç beyinlerimizin tekrar ülkelerine gelmeleri ve yeniden üretim süreçlerine dahil edilmesi gibi hayati önemde bir konunun üzerine eğilin.
-Kişilerin, iktidarların keyfine bırakılmayacak yeni şehirleşme, konut projelerinin geliştirilmesi, insanın ruh ve beden sağlığına uygun imar planlarının yapılması, ekolojik dengeyi bozacak her türlü talanın önüne geçilmesi için kararlar alın ve uygulayın.
-Başta ülkeyi yönetenler olmak üzere tüm halkın iştirak edeceği bir tasarruf seferberliğine başlayıp bütün israf kapılarının kapatılmasını sağlayın.
Bu ülkenin hem yetişmiş insan potansiyeli ve hem de ekonomik imkanları yukarıda ifade ettiğim anlamdaki büyük inkılabı gerçekleştirebilecek yeterliktedir.
Ak Parti’ye bugüne kadar hesapsız, ivazsız destek veren hüsnü zan sahibi insanlarımıza sesleniyorum: Var mı burada yapılması imkansız olan?
Bu acil önlem paketi batmakta olan güneşimizi yeniden doğduracak bir potansiyeli barındırıyor. Üstelik bunların çoğu maliyetsiz yapılabilecek işlerdir.
Siyasi geleceğimizle ilgili yazılara devam edeceğim inşallah.

