Fârâbî böyle diyor ve “ülkeleri yönetecek idarecilerde bir filozofik cevherin olması gerekir” diye ekliyor.
Fârâbî’nin “Erdemli Şehir” kavramı, ahlaki değerler, yardımlaşma ve adil toplumsal ilişkilerle öne çıkan bir kavramdır. Bu şehirde bireylerin erdemli davranışları, toplumun bütünlüğünü sağlar. Erdemli şehir, yalnızca fiziksel yapı değil, aynı zamanda etik ve sosyal yönetim anlayışının yansıtıldığı bir idealdir. Bu bağlamda bu şehir, toplumsal refahın temelini oluşturur.
Erdemli şehir bütün organları ile canlı bir varlığa benzer. Bu, Fârâbî’nin organizmacı yanını ortaya koyan bir tespittir. En önemli özelliği de birbirleriyle yardımlaşan, dayanışan insanların bir araya gelmesiyle oluşmasıdır. Fârâbî bu özelliğin birbirleriyle işbirliği ve uyum içinde, ahenkli bir biçimde çalışan organların çalışmasına benzediğini belirtir. Nasıl ki bedenin organları arasında hiyerarşik bir ilişki söz konusu ise, aynı şey sağlıklı bir bedene benzeyen erdemli şehir için de söz konusudur. Mutluluk adeta erdemli şehrin belirleyicisidir. Amacın mutluluk olduğu bir şehir erdemlidir. Bu toplum, siyasi ve sosyal birlik içindedir.
Fârâbî ile ilgili çalışmaları olan Prof. Ömer Türker, Fârâbî’nin ‘Es-Siyasetü’l-Medine’sinden şunları aktarıyor:
“Fârâbî’ye göre bilimlerin, sanatların ve zanaatların çok iyi geliştiği toplumlardan birisi demokratik toplumlardır. Hatta ‘Es-Siyasetü’l-Medine’de demokratik toplum anlatısı vardır; Ekonomik gelişmişlik, göç alma, sanatkarların / zanaatkarların yetişmesi, filozofların çıkması, bilimlerin gelişmesi, değerler, özgürlük, eşitlik vb… Ama Fârâbî’ye göre bu, ‘El-Medînetü’l-Fâzıla’ (İdeal Devlet ya da Fazilet Şehri) değildir. Çünkü bu şehirde hakikat bilgisine uygun bir yaşam düzeni, hakikati bilen bir şahsın liderliği ve onun etrafında kümelenmiş bir yaşam formu yoktur. Dolayısıyla Farabi’nin ‘El-Medînetü’l-Fâzıla’sı, ne toplumların bilimlerdeki ilerlemişliğiyle, ne devletlerin siyasi kabiliyetlerinin ve alanlarının genişlemesiyle ilgilidir. Fârâbî, insanlığın medeni kazanımlarını aşacak şekilde hakikat bilgisi ve onun etrafında kurulmuş bir siyasi, içtimai nizamı ‘El-Medînetü’l-Fâzıla’ kabul edip siyaset teorisinin göbeğine yerleştirmiştir.”
Erdemli bir toplumu inşa ameliyesi her şeyden önce adil bir siyasal iklimle mümkündür. Bu iklimin oluşturacağı sosyal itminan hali beraberinde barışı, rahmeti, bereketi ve mutluluğu hasıl edecektir.
Erdemli bir siyaset de yine erdemli bir liderliğin önderliğinde elit bir grubun omuzları üzerinde yükselir. Bir topluluğun başarısı öncelikle hareketin başı olmak üzere o topluluğun üyelerinin niyet, söylem ve eylemlerindeki erdeme, tutarlılığa, samimiyete (ihlasa) bağlıdır.
Fârâbî, Erdemli Şehrin yöneticisine ayrı bir önem atfetmektedir. Hayat ve hareketin kaynağı olarak gördüğü yöneticiyi bedenin hayat kaynağı kalp ile karşılaştırarak ele almaktadır. Şehir, tüm organların kalbin yönetimi ve denetiminde kendisine verilen görevleri yaptığı ve sağlıklı yaşamı temin ettiği kusursuz bir vücut ile karşılaştırılır. Vücudun organları birbiriyle eşit değerde değildir, her biri bir üsttekinin kontrol edeceği şekilde, hiyerarşik olarak yaratılmıştır. Aynı hiyerarşik yapıyı şehirde de görmek mümkündür. İnsanlar yaratılışları itibariyle birbirinden farklıdır ve imkânları bakımından da eşit değildir. Herkes farklı birer görevi yerine getirmek üzere tayin edilmiştir. Erdemli şehrin yöneticisi herhangi bir insan olamaz. Çünkü yöneticilik üç şey ile mümkün olabilir: 1. Yaradılış itibariyle yöneticiliğe yetenekli olunmalıdır. 2. Yönetici olacak kişi yöneticilikle ilgili yetenekleri kazanmış olmalıdır. 3. Bunlara ilaveten o, bir filozof olmalıdır.
Artık Türkiye siyaseti, popüler / karizma / şöhretli / yakışıklı lider dönemi anlayışından elit / nitelikli / erdemli bir siyasi kadroyu sevk ve idare ehliyetine, kabiliyetine sahip bir liderliğe geçmelidir. Bir ekibin niteliği ne kadar yüksekse o grubu sevk ve idare etmek pozisyonunda olan ekip başı da o grubu aynı ölçüde ahenkle yönetecek ehliyet ve kabiliyete sahip olmalıdır. Liderin erdem sahibi olması en üstten en alta kadar tesirlerini hasıl eder. Ondaki kararlılık, dürüstlük, erdemlilik alta doğru sirayet eder.
Bir liderin bir disiplinde, bir ilim dalında uzman olması, fevkalade bir bilgi ve başarı sahibi olması onun iyi bir önder / lider olacağı anlamına gelmez. İyi bir siyasetçi maiyetinde çalışanları ahenk içerisinde, yerli yerince koordine eden ve misyon ifa ettiren bir orkestra şefi gibi olmalıdır.
Erdemli insanlar kendi ahlaki gelişimlerini sürdürürken diğerlerine de örnek olacak şekilde yaşam sürer. İnsanın yeryüzünde halife olarak varoluşu, düşünme, anlama ve birlikte yaşama melekesiyle donatılmıştır. Bu da toplumu bir imtihan sahası haline getirir. Dolayısıyla toplumsal iyiye ulaşmak, bireysel erdem üzerine kurulu bir yapının işleyişine bağlıdır.
Gelmiş, geçmiş insanlık tarihinin en erdemli insanı şüphesiz Hz. Muhammed’dir (sav). O, dünya tarihinde eşi benzeri olmayan bir erdemlilik hareketi başlatmış ve çok kısa bir zamanda Hz. Ömer gibi birini dağdaki deve çobanlığından alıp büyük bir coğrafyayı yönetecek bir erdemli yönetici örneği ve bir kölenin oğlunu (Zeyd ibn Hârise) da içinde yüksek seciye sahibi askerlerin bulunduğu büyük bir orduyu yönetecek, komuta edecek bir komutan örneği yapmıştır.
Allah’ın erdemli insan profili olarak koyduğu ölçü şudur:
İşte böylece, siz insanlara şahit olasınız, peygamber de size şahit olsun diye sizi vasat (örnek) bir ümmet yaptık. (Bakara: 143)
Vasat ümmet, “ifrat ve tefritlerden korunarak inancında, ahlâkında, her türlü tutum ve davranışlarında doğruluk, dürüstlük ve adalet çizgisinde kalmayı başaran dengeli, sağduyulu, ölçülü, insaflı ve uyumlu nesil, toplum” anlamına gelir. Buradaki “vasat” kelimesi, “hem maddî ve bedensel tutkulara kapılmaktan, zevk ve sefahate dalmaktan hem de bedensel ve dünyevî ihtiyaçları büsbütün reddederek bir tür ruhbanlık hayatına kendini kaptırmaktan korunan” şeklinde de açıklanmıştır.
Müslümanlar, bir erdemli şehir /devlet inşa etme niyetinde iseler, öncelikle kendi nefislerinde bir mücadele / cihat (cihad-ı ekber / büyük cihat) başlatarak o toplumun örnek alacağı bir insan modeli sunmalıdırlar. Erdemli toplum / şehir ideali bir ütopya değildir, uğranda mücadele edilmesi gerekli yüce bir mefkûredir.

