Bu satırların yazarı, hazır şablonlara, suni gündemlere iltifat etmeyen, düşüncelerini, fikirlerini hiçbir mülahazayla ifade etmekten imtina etmeyen ve hürriyetine düşkün bir kişidir. Bu nedenle şimdiye kadar bir partinin veya siyasal örgütün içine sığamadım.
Siyasetin hem teorik ve hem de pratiğiyle ilgili bir kimse olarak kurulu siyasal düzenin imkan aralıklarında örgütlenen siyasi yapıların içerisinde yer almayı düşünmedim. Buna sebep olacak bir ciddiyet ve samimiyet de bulamadım. Zihnimde idealize ettiğim, bugüne kadar süregelen geleneğe, kültüre, ahlaka ciddi anlamda eleştiri getiren, muhalefet eden, itiraz eden ve yeni bir inkılabı başlatacak güçlü bir niyete, iradeye ve onu söz ve eylemleriyle ispat eden bir siyasi yapıya şahitlik edemedim.
Bu durum belki de meseleyi çok idealize etmemden, geçmiş-gelecek, yer-sema arasında mevcut olan güçlü bağın siyaset alanında da dikkate alınmasını umduğumdan kaynaklanıyor. Süregelen klasik anlayış ve gelenek üzerinden siyaset yapmayı hem dünya ve hem de ahiret anlayışımla tefsir ve tevil edemiyorum. Her iki dünyam için bir faydaya vesile olamayacak bir çabanın içine girmeyi bir zaman ve güç israfı olarak yorumluyorum.
Yine de siyaset üzerinde kafa yormak ve fikir üretmekten geri durmadım. “Bulanlar arayanlardır” misali elimde bir fenerle yitiğimizi arayıp duruyorum. Elimdeki yazı arşivimi derleyerek kitaplaştırma gayreti içerisindeyim. İnşaallah orada bu arayışın semeresini mümkün olacağı nispette efradını câmi ağyarını mani bir bütünlük içerisinde sunacağım.
Bugüne kadar mevcut siyasal sisteme, kültürüne, geleneğine ve ahlakına ciddi eleştiriler getirdim. Yetmiş yıllık mer’i siyasi sistemin dertlerimize derman olmadığını, problemlerimizi daha da derinleştirerek kronik hale getirdiğini yazıp duruyorum.
Artık ıslah ve restore edilecek bir tarafa kalmayan, solunum cihazına bağlı olarak sürdürülen bu siyasi sistemi tüm unsurlarıyla yok sayıp sıfırdan yeni bir inşa faaliyeti geliştirmeden toplumumuz için iyilik, güzellik üretme imkanımız olamaz. Pansuman tedbirlerle hastanın ameliyat masasından sağ olarak kalkması mümkün değildir.
Öyleyse siyasetin bu kadar tüketildiği, Mahatma Gandhi’nin ifadesiyle, söylemden düşünceye, düşünceden duygularımıza, duygularımızdan davranışlarımıza, davranışlarımızdan alışkanlıklarımıza, alışkanlıklarımızdan değerlerimize, değerlerimizden karakterimize, karakterimizden kaderimize dönüşen bu kendi kendini besleyen, yenileyen, sağlam hücreleri dahi öldüren hazin tabloyu iyileştirmeye mi çalışacağız yoksa ölümünü bekleyip yeniden inşa mı edeceğiz?
Toplumsal bünyemizi saran habis urların temizlenmesi, öncelikle çok sağlam bir niyet ve bu niyete uygun ciddi ve güçlü bir inkılap programını geliştirmekle mümkündür. Hem tarihsel ve hem de yetmiş yıllık demokrasi tecrübemizle birlikte yüksek ideallere bağlı bir medeniyetin mensupları olarak bu inkılabı gerçekleştirecek bir potansiyele, zenginliğe sahibiz.
Peki nereden başlanmalı?
Bugüne kadar gerek siyasi ve gerekse toplumsal muhalefetin muhalefet etme esas, usul, üslup ve yöntemlerini bir kenara koyup, tabir caizse aklımızı, hafızamızı geçmişin tortularından tamamen arındırarak sıfırdan tekrar inşa etmekle işe başlamalıyız. On beş yıldır Ak Parti iktidarının yanlışlarını, adaletsizliklerini, yolsuzluklarını dile getiren birisi olarak artık bu muhalefet etme şeklinin bir fayda temin etmediğini, bir aksülamele vesile olmadığını görüyorum. Bütün olumsuz uygulamalara ve neredeyse devletin tüm kurum ve kuruluşlarının işlevlerini ifa etmekten uzaklaştığı, devletleri ayakta tutan üç temel kolondan (Yargı, Yasama, Yürütme) ikisinin tek kolonun bünyesinde birleştirildiği, ülkenin denge ve denetim mekanizmalarının neredeyse felç kılındığı bir yerde sağlıklı ve adil bir siyasal yarıştan / rekabetten bahsedilmeyeceği gibi o tek kolon üzerinde sallanan kubbeyi de daha fazla ayakta tutmak imkanı da kalmayacaktır. Onu da ağır balyoz darbeleriyle yıkarsak korkarım ki, toplum olarak yıkıntıların altında kalıp topyekûn helak olacağız. Allah muhafaza!
Onun için derim ki, artık Ak Parti iktidarına karşı sert, yıpratıcı, diyalog imkanlarını ortadan kaldırıcı muhalefet yerine daha medeni, saygılı bir yaklaşımla birlikte, diyalog kapılarını açık tutan, müşterek bir iş birliğiyle raydan çıkan treni “nasıl tekrar yürüyebilir hale getirebiliriz?” diye düşünen bir arayış içerisine girmemiz lazım.
Mevcut trajik tablo, seçimlerin bile artık bir çözüm olamayacağı gibi bir görüntü veriyor. Dolayısıyla elimizde tek bir imkan kaldı, “muhalefet anlayışımızı, kültürümüzü değiştirmek.” Sonuçsuz kalan bu yıpratıcı, ayrıştırıcı, kamplaştırıcı, diyalog imkanlarını ortadan kaldırıcı dil ve eylemler yerine iktidar aktörleri ve seçmen tabanıyla bir diyalog kapısı aralayarak ısrarla, sabırla, dirençle siyasal emanetin kavgasız, gürültüsüz, çatışmasız bir şekilde el değiştirmesini temin etmek herhalde tek çıkış yolu olarak gözüküyor.
Artık bu kadar deneyim ve tecrübeden sonra mümkün olanı konuşma zamanı gelmedi mi? Eğer polemiğe konu edilmeyeceğini bilmiş olsam bununla ilgili onlarca tarihi vakayı zikrederdim. Ülkenin, toplumun selametini, bekasını kendine dert edinenlerin öncelikle otoritenin başı CB Erdoğan’ın sert, buyurgan, ayrıştırıcı, kamplaştırıcı söz ve eylemlerine rağmen bunu başarmak mecburiyetinde olduklarını idrak etmeleri icap ediyor. Hedefimiz / gayemiz, kimseyi düşmanlaştırmak değildir, Yunusca bir gönülle toplumsal merhameti uyandırmaktır. Toplumun geleceği, selameti için elimizi herkese uzatarak en katılaşmış gönüllere merhem olmaya, merhamet duygularını uyandırmaya çalışmamız icap ediyor. Hakem / hâkim / hekim gerektirir bu acil çözüm bekleyen problemlerimizi diyalogla, birbirimizi dinleyerek, anlamaya çalışarak, hoşgörü göstererek ve müzakere ederek hal yoluna koyabiliriz.
Eğer bunu başarabilirsek eşit, adil seçim yasaları yaparak yeni bir siyasal rekabetin yolunu açabiliriz. Ondan sonra da kurulu siyasal partiler, vatandaşın malı olan hazine yardımı almaksızın eşit ve adil şartlarda seçimlere katılarak görücüye çıkabilirler. Yenilenmiş bir Türkiye’yi inşada kimin nasıl bir programı varsa getirip eşit, adil şartlarda yarıştırabilir. Gerisi topluma kalmış… Neye layıksa onunla yönetilecektir…
Ramazan ayının bu hayırlı dönüşüme vesile olmasını diliyorum.

